TÜRK MİLLİYETÇİLERİNİN MECMUASI
BU AYIN MECMUASI
ÖNCEKİ SAYILARIMIZ
YARARLI LİNKLER
DUYURULAR
YORUMLAR
METİN
ÇELİMLİ ÇALIM ÇALIMIN ÇELİMLİ OLANINI BİZE EN GÜZEL ŞEKİLDE İZAH ETTİ AMA KİM İŞİTTİ? BURASI ACITIR MI DERSİN HAYIR. ÇELİMLİ ÇALIM GEREKENİ YAPTI ÇÜNKÜ İTİKADEN, İTİKAD ETMİŞİZDİR Kİ KULUN TEDBİRİ ALLAH'IN TAKDİRİ. İŞİN TEDBİRLİLİĞİNDE YÜKSELDİ DERGİLERDEN BİR DERGİ OLMAYAN ÇELİMLİ ÇALIM. DERGİ KENDİSİNE BURUN KIVIRANLARIN AYAĞINI BİRBİRİNE DOLADI HATTA KAFİR NE ETSİN DUYUNCA ÖDÜ PATLADI İÇİNDE BOĞULDU. SÖZ UÇMADI ZONK ETTİ, TINLADI ESERİ KALDI. ÇELİMLİ ÇALIM ÇEPÇELİMLİ KALDI. TARİHE TÜRK'ÇE BAKMAKLA TARİHE GAVURCA BAKMAK ARASINDAKİ FARKI GÖREMEYENLER ÇELİMLİ ÇALIM DERGİSİNE İNEĞİN TRENE BAKTIĞI GİBİ BAKTI. ÇELİMLİ ÇALIM DERGİSİ VAKTİNDE ÖTTÜ KİMİSİ UYKUSUNDA ÖLDÜ KİMİSİ HORT ETTİ HORTLADI AMA TARİHİN SUYU ÇIKMIŞTI; KİMİ HORT EDENLER HORTLADIĞINDAN NASİBİNİ ALAMADI. ÇELİMLİ ÇALIM "GÜNE MAYA ÇALDI DÜNDEN GÜNDEM".
Bekir Karakoç
İsmet Özel'in İstiklal Marşı Dernek'inde neşrettiği son yazısını okuyunca şunları söyledim: "Rabbim bu büyük şairin zihin berraklığını ve sağlam duruşunu bizlere de nasip et". İsmet Özel'i söylediklerinde haklı kılan (hatta daima haklı çıkaran) onun İslam'a sadakati ve dolaysıyla Türkiye'ye (Türk Milletine) sadakatidir. Gerçekten de "Kafirlerden kaçırılmış bir vatanımızın olduğunu" ben ondan öğrendim ve buna inandım. İstiklal Marşı da yine kafirlerden kaçırılmış ve şimdilik muhtevası yasaklı bir metin olarak durmakta ve bizler ahiretimizi kazanmanın bu metnin muhtevasına tekrar müdrik olamakla vasıl olacağız. İşte o zaman "Türk" olmuş olacağız. Tıpkı büyük şair İsmet Özel'in "Türk" olması gibi.
Bekir Karakoç
Oldum olası şu soruyu kendime sormuşumdur: Neden Şair İsmet Özel, "isti'mal edilmiş, kullanılmış veya yüklü" kavramlarla kendi fikriyatını tebarüz ettirmektedir? Başka bir ifadeyle, İsmet Özel neden birçok mefhumun kirlenmiş olduğunu bildiği halde ve bu kavramların riskli tarafını da göğüsleyerek böyle çetin bir işe girişmiştir? Mesela, "Türk Milliyetçilerinin Mecmuası" tabiri; milliyetçilik gibi bir kavramın ve onun sıfatı olarak da Türk kelimesinin, nasıl bir yabancılaşmaya uğradığı, ıstılah olarak ne manaya geldiği bilinirken, İsmet Özel niçin bunlarda ısrar etmektedir? Bu sorum şöyle bir hükme matuf olarak sorulmamaktadır: Türklük yerine Müslümanlık veya Milliyet yerine Ümmet kavramlarını kullanmalı değil mi ya? Öyle ya daha kapsayıcı olur! Hayır böyle bir yargının veya hükmün tebellür etmesi için sormuyorum bu soruları. Bilakis bu kavramları asliyetine döndürmenin, yeni kavramlarla konuşmaktan daha zor ve netameli olduğunu düşündüğümden soruyorum bütün bunları.
emre celikors
Sözleriniz yenir yutulur değil yani bizlere birseyler yutturmadan konuşan sizlere helal olsun hocalarim...
Endulus
Elhamdülillah Türküz.Türk olduğumuz belli olsun diye okuruz.
Diğer Yorumlar Yorum Ekle

14. Sayı Yazıları


EN BÜYÜK SERMEYENİN VAZGEÇEMEDİĞİ

Çelimli Çalım Mecmuamızın on dördüncü sayısı "EN BÜYÜK SERMEYENİN VAZGEÇEMEDİĞİ” manşeti ile  çıkıyor.

İstiklâl Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel’in bu sayıdaki "KULUN TEDBİRİ, ALLAH’IN TAKDİRİ (1)" başlıklı yazısının girişi şu şekilde:
 
Nedendir tükenmişlik? 780 bin kilometre kare dâhilinde hangi sebeple vatan için, millet için yapılacak en küçük şey kalmamıştır? “En küçük şey” içi boşaltılmış da olsa, sahtekârlık icabı da olsa, habasete malzeme temin gayesiyle dahi olsa Türk lâfzının zikrine, ikrarına tanınan yer dolayısıyla doğan ve Cumhuriyet’in ilânıyla -iki harp arası- gelen şeydi. O vakit itibariyle Türk lâfzı zikredildiği, ikrar ve ihsas edildiği zaman bir hakkın teslimi itiraf edilmiş oluyordu. Neden? Çünkü iki harp arası dönemde Batılı değerlerden artık hiçbir fayda umulamayacağı başat düşünce kabul ediliyordu. Gizliden gizliye itiraf edilen şey ise Âdem aleyhisselâm yaratıldığından beri toplu halde yaşamalarını hayırda ittifak etmeğe, birleşilmeğe borçlu olan insanların sadece Türkler olduğuydu. Tarih içinde liyakatin hep Türklüğe, Türklüğün hep liyakate kaide temin etmesi yüzünden muhitimizde Bizans otoritesini yok ettikçe doğan Türk toprağı adını hayrın ve şerrin kendi yerlerini tahsis eden güce tâbi olanlardan almıştır. Modern çağda mıydık?
 
Dağıtımına 4 Eylül Cuma günü başlanacak on dördüncü sayımızın diğer yazı başlıkları ise şöyledir:
 
Durmuş Küçükşakalak, “ Mutabakatların Mübarezesi”
Gökhan Göbel, “ Sermayesi Latin Harfleri Olanın Burnu Pislikten Kurtulmaz”
Lütfi Özaydın, “ Câe - Cağ - Çay Münasebetiyle Sularmız, Evlerimiz ve Yurdumuz”
Mustafa Tosun, “ En Büyük Finans Çevresi Türkiye’den Yeni Anayasa İstiyor (The Fast And The Furious)”
Mustafa Deveci, “Yemeyiz, Reddediyoruz!”
Muammer Parlar, “ Kendini Bulmuş Sermaye, Kendine Gelememiş Toplum”
Mehmet Ali Yeşil, “Atın Ölümü Arpadan Değil!”
Oğuz Batıgün, “Ey Sermaye Geldiysen Masaya Üç Kere Vur!”
Hakkı Acar, “Dünya Sisteminin Afyonu”
Bünyamin Özdemir, “UNANTASTBAR(EN)”
"YORGUN’dan SESLİ GEMİ’ye -14", Hazırlayan: Gökhan Göbel
Maruf Güner, “İstanbul'un Köpekleri”
Seyfullah Köksal, “Ferman Sermayenin”
Ayhan Gömürlü, “ Verme Dünyalari Alsan Da Bu Cennet Vatanı”
Oruç Özel, Burada Bir Cami Vardı – “Millet-İ Hakime'nin Yedi Tepesi”
Salih Gezgiç, “ Sehpasını Kendi Yıkmakla Müftehir, Darağacını Kendi Kurmadı mı?”
Mehmet Keloğlu, “ Mücrimler Günahlarından Sual Olunmaz”
"Tarihi ve Sebebleriyle Yahudi Aleyhtarlığı" Bernard Lazare, Tercüme: Serhat Toksöz